Yara En Erken Nasıl Geçer?
Geçmişte yaşadığım her acı, bana bir şeyler öğretmişti ama o an, bana sadece acı veriyordu. Kayseri’deki küçük odamda, günlüğümü her açtığımda içimden geçen tüm duyguları yazardım. Şu an yazarken bile, o duyguları hissettiğimi hissediyorum. Her şey bir gün yanlış bir kelimeyle başladı. Hayatımda her şey yolundaydı; ta ki bir sabah, biri, bana acı veren o kelimeyi kurana kadar. O an, içimdeki tüm dünyayı sarsan bir şeyler oldu. Yara o anda açıldı, ama nasıl geçerdi? İşte o soruyu bir türlü cevapsız bırakamadım.
O Anın İlk Şoku
O sabah, güne başlarken bir mesaj aldım. Her şeyin normal olduğu, sıradan bir gündü. Ama bir şekilde, o mesaj her şeyi değiştirdi. “Benden uzak durman lazım,” diyordu. Gerçekten bu cümleyle mi başlamalıydık? Bütün o zamanlar, geçen yıllar, yapılan tüm fedakarlıklar bir anda ne oldu? Duygularım darmadağın oldu. Sadece birkaç kelimeyle hayatımda bir şeyler kırıldı. O an, bir yara açıldı. Küçük bir dokunuşla, içimdeki bütün güven yerle bir oldu. “Ya nasıl olur böyle?” diye düşündüm. Kendimi kötü hissettim ama anlam veremedim. Yara açıldığında ilk hissettiğin şey hayal kırıklığıdır, sonra da şüphe.
Yara Geçer Mi?
Günler geçtikçe, içimde açılan bu yarayla baş başa kaldım. İlk başta, normalde içimden geçenleri hiç saklamazdım ama o gün, sanki dünyadaki tüm kelimeler de boştu. Yapacak bir şey yoktu. Kendimi o kadar yalnız hissettim ki, içimdeki bu boşluğu nasıl dolduracağımı bir türlü bulamadım. “Yara en erken nasıl geçer?” diye sordum kendime her gece. Ama bilirsiniz, bazı yaraların en erken geçmesi için zaman gerekir. Belki de bu yarayı hemen geçiremezdim. O acı, bir süre ruhumun bir parçası olacaktı.
Bir akşam, Kayseri’nin soğuk rüzgarı odama girdi. Bir yandan üzülüyor, bir yandan da bu soğukla birlikte farklı bir şey hissediyordum. Soğuk bir nevi içimdeki acıyı dondurmuş gibiydi. Belki de o an, ben de ruhumu biraz dondurmalıydım. Yavaşça yazmaya başladım. Her şeyin nasıl gittiğini, ne düşündüğümü, ne hissettiğimi. Bütün o kırıklıkları, endişeleri… Anlam veremediğim şeyleri, biraz olsun düzeltmeye çalıştım.
Umut
Zaman geçtikçe, yaraların geçmesi için başka yollar keşfettim. Kendime olan güvenimi yeniden inşa etmek için bir şeyler yapmam gerektiğini fark ettim. Kimi zaman yalnızlık hissi sarıp sarmalasa da, yalnız kalmak bana o kadar da korkutucu gelmemeye başladı. Yavaşça kendimi yeniden buluyordum. Bu, aslında bir yolculuktu; hem acıyı hem de umudu bir arada taşımak. Her gece, bir sonraki gün için biraz daha umutla uyandım. “Ya bir gün bu yara geçerse?” diye düşündüm. Belki de geçerdi.
O zamanlar, dostlarımın yanında olmak bana iyi gelmeye başladı. Birkaç eski arkadaşım, bir kahve içmek, zaman zaman gülüp eğlenmek; belki de en basit şeylerdi ama çok önemli birer adımdı. İçimdeki kırıklıkların, o acının zamanla geçeceğini biliyordum. Yara geçerdi, ama her yara geçmeden önce zamanın dokunuşu gerekirdi. Hızlıca geçmesini beklemek, daha büyük acılara neden olabilirdi. Bu yüzden, biraz sabır gerekiyordu. Zamanla insanın kendisiyle barışması, acıyı kabullenmesi gerektiğini fark ettim.
Sonunda Geçti Mi?
Birkaç ay sonra, hala o mesajı hatırlıyorum ama o kadar da fazla acı vermiyor. O yara, zamanla iyileşti. Birçok başka deneyimle şekillendi. En azından artık, yara açıldığında nasıl davranacağımı biliyorum. Geçen süre, bana aslında acıların, kayıpların ve hayal kırıklıklarının geçmesi için biraz sabır ve biraz da anlam arayışının gerektiğini öğretti.
O zaman düşündüm: Yara en erken nasıl geçer? Bazen, yara geçmek için sadece zaman gerekir; ama bazen, o yarayı kabul etmek, acıyı hissetmek ve sonra bırakmak gerekir. Her şeyin bir zamanı vardı, bir döngüsü vardı. Geçen zamanla birlikte, hem ben hem de yara iyileşti.